GDO, FRÜKTOZ, YAĞ ve SAKLANAN GERÇEKLER

İsmail Hakkı Tekiner

 

 

 

GDO, FRÜKTOZ, YAĞ ve SAKLANAN GERÇEKLER

 

 

 

 

Sevgili Okuyucularım,

 

 

Son iki yazımda GDO'ya değinmiştim. Şu an piyasada satılmakta olan mısır ve soya katkılı pek çok gıda maddesi GDO’lu girdi içermektedir. Benzer şekilde on yılı aşkın süredir bu ülkede früktoz şurubu üretilmekte olup; hemen her meşrubat, tatlı, şekerlemede pancar şekeri yerine girdi olarak kullanılmaktadır. İşin trajikomik tarafı ise ürün ambalajlarındaki içerik beyanlarında “bu ürün GDO ve/veya früktoz içermektedir” ya da “şu kadar içermektedir” bilgisine maalesef değinilmemektedir.

 

Şekerin her türlüsünün fazla tüketimine karşıyız. Ancak, şeker bile kendi arasında “İYİ”, “KÖTÜ” ve “ÇİRKİN  olarak ayrılabilir? Karaciğerde früktozu metabolize edebilecek enzim yeterli olmadığı için, früktoz kan dolaşımında serbest halde gezmektedir. Vücut, gereksiniminden fazla her türlü enerji veren makro besin ögesini eninde sonunda yağa çevirir. Şekerin akıbeti de budur. Ama aranızda şöyle kıvamlı, ağır ağır akan ve bol trigliseritli bir kanım olsun diyenler varsa ne denebilir ki?

 

Gelelim yağ konusuna: Yağlar hakkında ortalıkta uçuşan doğru yanlış pek çok bilgiye bulunmaktadır. Geniş kesimler gelecekte bazı hastalıkların habercisi olan ve  pro-enflamatuvar etkileri olduğu ortaya konulmuş trans ve bazı tür bitkisel yağları sırf ucuz olduğu için tüketmek zorunda kalmaktadır. Bu durum ileri dönemlerde vücutta enflamasyona (yangı) yol açacak bir süreç başlatmaktadır. Diğer yandan yetersiz bir eğitim ve elbette beslenme kültürü farklılıklarını da göz önünde bulundurarak, kaliteli bir tereyağı ile anti-enflamatuvar (yangıyı önleyici) etkisi olduğu ispatlanmış birinci sınıf sızma zeytinyağını alamayan ve Omega-3 gereksinimi için kırmızı et fiyatına yaklaşan balığı ne kadar tükettiği kuşkulu olan bir gerçek için ne diyebileceksiniz? 

 

GDO, Früktoz, Yağ ve sizden saklanan gerçeklerin temelinde yoksullaşan geniş kitleler ve ülkemizin makro politikalarının başarısızlığı yatmaktadır. Açmak gerekirse, başta yetersiz eğitim, vurdum duymazlık, günü kurtarma, yüzlerce yıldır süregelen beslenme kültürümüze göre şekillenmiş genetik özelliklerimize aykırı beslenme modellerinin dayatılması sayılabilir. Çünkü artık hedefin İNSAN İÇİN olmadığı; ama KAZANÇ hırsının ağır bastığı bir vak'a ile karşı karşıyayız. İçinde bulunduğumuz bu durumu ifade edebilecek en yakın tanım olarak KARANLIK ÇAĞ benzetmesi aklıma ilk olarak geliyor.

 

Halka en temel hakkı olan kaliteli ve sağlık için faydaları kanıtlanmış besin maddelerini temin edebilme ya da satın alabilme gücünü sunamıyoruz? GDO ve früktoz konusunda bırak bilmeden tüketsinler, biz de işimize bakalım politikasına devam edilmektedir. Vatandaş, akıbetini bilmeden GDO’yu, metabolize edilemeyen ve nihayetinde trigliserite çevrilen früktozu ve pro-enflamatuvar etkileri olan ucuz bitkisel ve trans yağları tüketmektedir.  

 

 

Korkarım ki çocuklarımız ve onların çocukları AYRI ve İMTİYAZLI kişiler dışında dedelerimizden ve bizlerden daha kısa yaşayacaklar?

 

 

Onuncu yazımda beslenme ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi anlatana kadar sağlık ve esenlikle kalın.

 

 

İsmail Hakkı TEKİNER

İstanbul Aydın Üniversitesi

Gıda Mühendisliği Bölümü Doktora Programı

Alexander von Humboldt Vakfı Gıda Güvenliği Genetik Araştırma Laboratuvarı

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız: http://www.diyetonline.com/Ismail_Hakki_Tekiner-yazar-274.aspx

YORUMLAR
Ad Soyad  
Rumuz  
Yorum    
Görüntülenecek veri yok

Diğer Makaleler

Powered By Nar Bilişim